Günde en aşağı 5 (beş) kere dinliyorumdur bu şarkıyı.. Paylaşayım istedim, derin anlaml biraz… Çiziyor inceden, ona göre dinleyin..
So here I am once more
In the playground of the broken hearts
One more experience, one more entry in a diary, self-penned
Yet another emotional suicide
Overdosed on sentiment and pride
Too late to say I love you
Too late to restage the play
Abandoning the relics in my playground of yesterday
Im losing on the swings
Im losing on the roundabouts
Im losing on the swings
Im losing on the roundabouts
Too much, too soon, too far to go, too late to play
The game is over, the game is over
So here I am once more
In the playground of the broken hearts
Im losing on the swings
Im losing on the roundabouts
The game is over
Yet another emotional suicide
Overdosed on sentiment and pride
Im losing on the swings
Im losing on the roundabouts, roundabouts, the game is over
Too late to say I love you
Too late to restage the play
The game is over
I act the role in classic style
Of a martyr carved with twisted smile
To bleed the lyric for this song
To write the rites to right my wrongs
An epitaph to a broken dream
To exercise this silent scream
A scream thats born from sorrow
I never did write that lovesong
The words just never seemed to flow
Now sad in reflection did I gaze through perfection
And examine the shadows on the other side of morning
And examine the shadows on the other side of morning
Promised wedding now a wake
Promised wedding now a wake, awake
The fool escaped from paradise
Will look over his shoulder and cry
Sit and chew on daffodils and struggle to answer why?
As you grow up and leave the playground
Where you kissed your prince and found your frog
Remember the jester that showed you tears, the script for tears
So Ill hold our peace forever when you wear your bridal gown
In the silence of my shame the mute that sang the sirens song
Has gone solo in the game
Ive gone solo in the game, but the game is over
Can you still say you love me
Can you still say you love me
Can you still say that you love me
Do you love me
Do you love me
Do you love me
Do you love me, the jesters tear
Can you still say you love me
Can you still say you love me
Can you still say that you love me?
Bilen bilir Sakarya Üniversitesinde Makine Mühendisliği bölümünün gediklilerindenim (bilmiyorduysanız da öğrendiniz zaten ^_^).. Uzatmaları oynadığım üniversite hayatımın bir vize haftasına daha girmek üzereyim ve her zaman yaptığım gibi yine ders çalış(a)mıyorum.. Üniversiteye başladığım günden beri çok şey değişti buralarda, binalar yenilendi hocalar değişti, ben değiştim en çok da.. Daha az zevk alıyorum hayattan, monotonlaşmak böyle bir şey olsa gerek..
Saat gece 03.00 ı göstermek üzereyken ertesi gün iki sınavı olan bir gencin yapmayacağı bir şey olsa gerek yazı yazmak.. Yazmaya çalışmak diyelim en iyisi.. Önümde notlar, yanımda kahve bardağı, karşımda monitör; fonda inceden müzik sesi.. Genel tribalimdir notlara boş boş bakmak.. Buradan Bill (Gates) emmiye seslenmek istiyorum.. Biliyorum implant işini çözdünüz… Saklamayın babacım bizlerden.. Taktıralım kafaya hafıza çipini rahatlayalım.. Nedir yani mevzu? Paraysa para…
Okulu bitirmem için aile meclisi tarafından 1 sene daha tolerans tanındı (meclis dediysek annemle babam, çekirdek aile bizimkisi).. “Sekkiz” tane vizeye gireceğim bu hafta, bi’ dolu not kupalarca nescafe ve yolun sonunda kafein koması… Her çocuğun hayalidir ya hani “hiç sınav olmasa!!111″ bende hala var o hayal. Hiç sınav olmasın lan, valla bak. Yeminlen diyorum her derse giderim. Kim çalışacak gecenin köründe “motorlar”a, “engineering materials”a.
Ahmet hocam olur da bu yazıya denk gelirsen bi’ yerlerde.. gözünü seveyim notu bol ver.. Beşinci senemde de geçemezsem şu dersten evde topa koyacaklar.. LOL
Oscar töreninin ba$lamasına $unun $urasında 2 saatten az kalmı$, kan beyne sıçramaya ba$ladı inceden.. Çok istiyorum Mickey Rourke alsın oscar amcanın heykelini.. Kankası Loki’yi de kaybetmenin ertesinde devam etmek için ba$ka bir neden olur belki de.. Daha da yazacaktım da Ntv’yi açtılar… Gachayım eheh..
Format atmak her zaman i$kence olmu$ur bana.. Beceremediğimden değil, format attıktan hemen sonra orayı burayı kurcalarken tekrar bozduğum için. Genelde formatları iki$er kez atarım bu yüzden =). Ev arkada$larım uzun zamandır vista kurmam konusunda ba$ımın etini yiyip duruyorlardı (öğrenci evinde quad makinaya sahip olmanın zararları) e garibanları da sevindirmek lazım. Format atmayalı da uzun zaman olmu$tu, bahar da geliyor malum yeni tatlar yeni heyecanlar vs vs.
Kafa atan bir hard diskiniz varsa hayat sizin için oldukça çekilmez olabiliyor. Bilgisayar yava$ açılıyor, i$lem süreniz artıyor, arada takılıyor, bir de tabii ki (makinanız sessiz çalı$ıyorsa eğer) kafanıza kafanıza vuran o dayanılmaz “tık” sesi. Vista kurarken ise çok daha tehlikeli bir durumla kar$ı kar$ıyasınız.. Windows vista genel kurulum i$lemi sırasında hard disklerinizdeki bilgileri kontrol etme gereği duyuyor, eğer yeti$ip de zamanında “istemiyorum arkada$ım ben checkdisk falan” diyemezseniz windows ne kadar datanız varsa kontrole ba$lıyor (benim olayda yakla$ık 2 terabyte’a tekabül etmekte). Kafa atan hard diskin kontrolüne gelindiği sırada dahî vistacan bazı dosyalarınızın bozuk olduğunu iddia ediyor, ve size “nalakası var” deme hakkını bile çok görüyor, kar$ınıza çıkan sadece ufak bir “peki abi” butonu. Bu i$lemden sonra gelen 3 a$amalı bir kontrol i$lemi daha var. İ$te asıl hikayemiz burada ba$lıyor. Kör topal hayatına devam eden hard diskimizin daha dayanmaya mecali yetmiyor ve cozurdatıyor.. “noluyoz olm” diyen vista kontrol i$lemini durduruyor ve siz kapkara ekranda chdisk operation 2 of 3 yazısıyla ba$ba$a kalıyorsunuz..
Beni tanıyanlar bilirler bu gibi durumlarda pek uzun süre sakin kalamam. Bu seferde de öyle oldu tabii ki, bir bekledim iki bekledim baktım ekran geçmiyor güzide bilgisayarımı düğmesinden kapatıverdim. Bilgisayarı tekrar açtığımda nedense windows ekranıyla kar$ıla$amadım bir türlü.. Bende bu gibi durumlarda uyguladığım standart prosedürü i$leme koydum haliylen (tekrar format). Vistanın kurulum ekranı bu sefer çıktığında niyeyse 3 hard disk yerine 2 tane gösteriyordu, hayırdır i$alla deyip restart atsamda nafile. Mecburen kurma i$lemine devam ettim ve sonunda azmimin ve kararlılığımın mükafatını aldım. Güzelim vista ekranı bana bakıyordu. Bismil.. diyerek bilgisayarım ikonuna çift tıklamamla kar$ıma çıkan pencere sanırım yıkıldığım anlar sıralamasında ilk be$e oynar.. Canım mp3 lerimin olduğu hard disk gözükmüyor (ki bu 61000 küsür e tekabül ediyor artı konser videoları klipler vs). Hemen restart, yine yok. Bi daha, yine yok. Sata kablosunun anakarta giri$ yerini deği$tir, yok. Sata kablosunu deği$tir, yine hüsran. Ko$up ev arkada$larımdan birisinin harici hard disk kutusunu alıp oraya taktım elimde usb kablosu evdeki tüm bilgisayarları gezdim nafile. Kabullenme duygusu iyice üstüme çökünce evde hard diskin faturasını aranmaya koyuldum, faturayı bulamayınca kabullenme yerini korkuya bıraktı.
Ertesi gün sıkı$tırdım hard diski koltuğumun altında ver elini İstanbul.. Uzun uğra$lar sonunda kendi evimde bulabildim faturayı, ko$a ko$a gittim bilgisayarcıma. Bilgisayarcıdan içeri daldığım gibi doğru teknik servise, giri$teki elemanları sallamadım bile (galiba birisi yere dü$tü rüzgarımdan). “Abi, abi” dedim heyecanlı bi sesle “bozuldu bu çalı$mıyo!!!11″. Kendinden emin teknik servis elemanı zamanında zırt pırt gidip geldiğim için tanıyordu zaten (bilgisayar geçmi$imde 2 ekran kartı bir anakart 1 tv kartı yakmı$lığım bulunmakta.. tv kartı bildiğin alev aldı hatta) zorlamadı “ho$ geldin karde$ nassın” dan girdi olaya. Bu ho$ be$ muhabbet giri$imini $ık bir hareketle savu$turdum ve elemanları konunun vehameti konusunda uyardım. Her $ey için çok geç olduğunu için için bilsem de farklı bir cevap bekledim ufak çocuklar gibi. Beklediğim olmadı haliyle ve kafamdaki yankılarından kö$e bucak kaçtığım o cümle geldi. “Senin hard disk gitmi$ genç ama merak etme ayarlarız, garantisi devam ediyordu değil mi?”. “Yemi$im hard diski 61000 küsür $arkı gitti” cümlesini duyan teknik departmanın hepbir ağızdan “yapma be” çeki$ini duymanızı isterdim.. Hüsrana uğramı$ zihnimi toparladım ve hızla uzakla$tım, ilk minibüsle eve gittim. Yattım uyudum. Sonra kalktım house md seyrettim. Hafta sonumu bu döngüyle geçirdim.. Durumu duyanlar taziyelerini bildirdiler, dul kalmı$ bir e$ gibi taziyeleri kabul ettim.
Kıssadan Hisse 1: Vista bana fazla
Kıssadan Hisse 2: Vista kurarken diğer hard disklerinizi sökün..
Not: Bu hafta sonu helva yapacağım isteyenlere yollayabilirim.. sevaba girersiniz.
İçimdeki bi’$eyler yazma isteğini ü$engeçliğimle bastırıyorum ne zamandır.. Ufak tefek karalamalar yapıp kendimi gaza getirmeye karar verdim ilk meyvesi de bu. Monoton hayatımın geride kalan günlerinden birindeki gibi derse girmek yerine kampüsteki büyük internet kafedeyim bu sefer; allahtan burda sigara içilmiyor lan. Son aldığım duyumlardan birini kontrol için burdayım i$in aslı.. Sausem’de Torrent çalı$ıyor olm.. Kimseye sölemeyin ama.. LOL
Per$embe günlerinin $u anlamsız hayatında önemli bir yeri vardır benim için… Per$embe günleri oturduğum semtin jeopolitik öneminden ileri gelen sebeplerden dolayı pazar kurulur bizim burada. Per$embe pazarı modanın nabzının tutulduğu ve kredi kartının geçtiği ender pazarlardandır. O kadar fantastik bir pazardır ki 22 yıllık $u kısa ömrümde bugüne kadar araba satılmaya çalı$ılan bir pazar daha göremedim. Araba “Toyota Yaris”ti almadım (bozuk da yoktu zaten üzerimde).
Per$embe pazarının hengamesi sabah tezgahların yerle$tirilmeye ba$lamasından (ki bu sabah 05.00 sularına tekabul eder) ak$am çöp arabaları ve yer temizlik araçlarının gitmesine kadar (ki bu da 22.00 civarına kadar çıkar) bitmez. Sabahın “daha karganın bokunu yemediği” bir saati olarak adlandırabileceğimiz bir zaman diliminde semte varan pazarcıların, tezgah açmayacakların tezgahlarını kiralamaları ile açılan pazar maratonu gök gürültüsü kıvamında bir “haydin metal tezgah parçalarını var gücümüzle yere atalım” ritüeliyle devam eder. Tezgahların yerle$tirilmesini tentelerin çekilmesi ve malların tezgahların üzerine açılması izler. Bu i$lemlerin tamamlanmasının ardından default pazarcı i$letim sistemi çalı$maya ba$lar ve pazarcımız mallarını satabileceği bir mü$teri adayı beklemeye ba$lar. Saat 09.00-10.00 sularında pazarın yava$ yava$ hareketlenmesi ile birlikte pazarcımızın ramleri de yava$tan ısınmaya ba$lamı$tır, mü$teri çekmek isteyen pazarcımız sirenlerin denizcileri çekmek için söylediği $arkıya benzer bir çağrı (geeaall olarak söyleniyor) kullanır. Bütün bu bağırı$ ve çığırı$lar zaten fasulye sırığından hallice yükseklikteki bir binanın zemin katında ikamet etmekte olan bendeniz için her$eyi çok daha eğlenceli kılıyor i$in açıkçası.
Per$embe günleri saat 06.00 civarında istesem de istemesem de o hengameye uyanmak zorunda kalıyorum ancak gece zaten 02.00 gibi kendimi yatağa bıraktığım için tekrar sızıyorum. 11.00 civarıuyumak imkansızla$ıyor çünkü abilerin yırtınmaları doruk noktasına ula$ıyor (sanırım benim uyuduğumu anlıyor çakallar).
Pazarlar eskiden güzelmi$ evet (öyle diyorlar yani), insanlar çıkıp haftalık erzak neyin alırlarmı$; ama $imdi kaldı mı öyle bi’ olay abi. Pazardan alacağın erzağın daha iyisini “kendin seçerek” herhangi bir süpermarketten hem de kredi kartıyla rahatlıkla alabiliyorsun. Gün boyunca perdeyi açıyorsun kar$ında beyaz diyecem değil böyle bejimsi bir renk kuma$ tente.. bi’ halt gözükmüyor. Oturduğun binanın otoparkı yoksa (bizimkinin yok ne artistlik yapıyonuz?) bir gün öncesinden ba$ka bi’ yere park etmek zorundasın. Artık arabayı götürürler mi, arka kelebeği indirirler mi diye paranoya yapması size kalmı$. Gün boyunca arabayı çıkarmaya da korkuyorsun zira çıkınca bi’ daha girmek için yer de bulamıyorsun.İ$in çıkar da evi terketmek ve hiçbir $ey almadığı halde pazarda mal mal dola$an güruhun arasına dalmak zorunda kalırsan vay haline zaten. Yolun ortasında aklına evde ocağı yanık unuttuğu gelmi$ gibi aniden durup geriye dönen teyzeler mi istersin, sanki bi’ $ey alacakmı$ da hangisini alsın ona karar verememi$ gibi bi’ sağa bi’ sola giden genç kızlar mı istersin, bu kızları “avlamaya” çıkmı$ serengetinin ha$in avcılarını mı istersin yoksa orada ne aradığını bile bilmeyen amcalar mı istersin. Orjinlain her türlüsü var mubarek, ben sönük kalıyorum yanlarında.
Bi’ $ey olsa, yangın falan çıksa biri hastalansa hiçbir araç giremiyor içeriye; ki alt kom$umuz geçen sene bir per$embe günü vefat etti. Ambulans pazar olduğu için apartmana gelemedi. Belki erken gelebilselerdi adam ya$ıyor olurdu. Kısfmet.
Ama bazen ufak $eyler oluyor günü geçirmenize yardımcı oluyor.. Ufacık ama; o günlük yetiyor sadece…
Ocak ayının, dı$arda havanın nasıl olduğunu bilmediğim bir günündeyim (bugün dı$arı çıkmadım da)(dı$arı dediysek sokağa)(bazen scrubs’taki J.D gibi kopuyorum böyle aldırmayın siz)… Yakla$ık 22.00 dan beri sürdürdüğüm “$u wordpress’i bi kurayım nan” eylemini sonunda bitirmi$ olmanın verdiği rahatlığın da etkisiyle bi giri$ yazısı yazayım dedim bu çıktı.
Denk gelip de “ne lan bu?” diye soranlara cevabım; ben de bilmiyorum abisi.. öyle canım sıkıldı site açtım.. Nörcem ben burda? Yazı yazıcam eğlenicem.. Ne yazıcam? Ne denk gelirse artık; film, kitap, oyun, dizi, yemek tarifi (lol), belki de öğlen yediğim tost.. Niye sorusuna gelecek olursak; bunun birkaç cevabı var aslında. Insan bazen yazı yazarak vakit geçirmek ister, kafasını dağıtmak için belki de.. Benin cevabım ise Ryan Sohmer’ın çok sevdiğim bir lafı; ne demi$ üstad “Because I Can”. Türkçe meali; çünkü yapabiliyorum (kıytırık bi’ blog sayfası için belki iddialı bi’ söz belki ama öyle sorries) biraz daha sadele$tirirsek, o anda içimden öyle geçti…
$ampanya $i$esini de laptopa vurarak kırmak sureti ile sitenin açılmı$ olduğunu da buradan duyuruyorum…